Borçlar Hukuku

COVİD-19 VİRÜSÜNÜN SİGORTA POLİÇELERİNE TESİRİ

Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan Covid-19 isimli salgın hastalık, insanlık için risk oluşturmaya devam etmektedir. Dünya genelinde büyük yankı uyandıran Covid-19 isimli salgın hastalık uzun süredir birçok ülkeyi alarma geçirmiş durumdadır. Bunun yanında dünya devletlerinde alınan önemler, düşünülen çareler yetersiz kalmakta; gerek ekonomik gerekse sosyal ve psikolojik açıdan büyük yıkımlara yol açmaktadır.

Korona virüs her geçen gün hayatımızdaki etki alanını genişletiyor. Salgın hastalık ekonomi, sağlık, spor, eğitim, kültür, turizm başta olmak üzere birçok alana sirayet etmiş bulunmaktadır. Söz konusu salgın sebebiyle birçok alanda belirsizlikler ve tartışılması gereken hususlar ortaya çıkmıştır. Bu belirsizliklerin yaşandığı alanlardan biri de Sigorta sektörüdür. Virüsün, devlet tarafından salgın hastalık olarak nitelendirilmesi sonrasında bazı sigorta poliçeleri kapsam dışı kalmıştır.

Sigorta poliçelerinin akıbeti; Covid-19 virüs tedavisinde Özel Sağlık Sigortası’ndan yararlanılıp yararlanılamayacağı, Seyahat Sigortası için yatırılan primlerin iadesinin mümkün olup olmadığı, önceden alınmış olan seyahat turlarına ilişkin Seyahat Poliçelerinin ve vatandaşlar tarafından yaptırılmış olan Hayat Sigortalarının ne olacağı merak konusudur. Bu yazımızda Covid-19 isimli salgın hastalığın taraflarca imza edilen sigorta poliçelerine etkileri açıklanıp incelenecektir.

  • PAKET TUR POLİÇELERİNDE ÖDENEN BEDEL; KESİNTİ YAPILMAKSIZIN İADE EDİLMELİDİR.

Tüketiciler, Covid-19 salgını sebebi ile yurtiçi ve yurtdışı gezi programlarını iptal etmektedir. Bu durumda paket turları kapsamında ödenen sigorta bedellerinin iadesi gündeme gelmektedir.

28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında çıkarılmış olan ‘Paket Tur Sözleşmeleri Yönetmeliği’, 14.01.2015 tarihinde 29236 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Covid-19 salgını sebebi ile paket turların iptaline ilişkin olarak ortaya çıkacak ihtilaflarda işbu yönetmeliğe başvurulacaktır.

Paket Tur Sözleşmesinin Feshi; Paket Tur Sözleşmeleri Yönetmeliği’nin 16. Maddesinde düzenlenmiştir. İşbu yönetmeliğin 16. Maddesine göre; Katılımcı, fesih talebini paket tur düzenleyicisi veya aracısına yazılı olarak bildirmek kaydıyla sözleşmeyi tek taraflı olarak feshedebilir.

Paket turun başlamasına otuz günden daha az bir süre kala yapılan fesih bildirimlerinde, paket tur sözleşmesinde belirtilmek şartıyla belirli bir tutar veya oranda kesinti yapılabilir. Ancak katılımcının gerekli tüm özeni göstermesine rağmen öngöremediği ve engelleyemediği bir durum veya mücbir sebep nedeniyle paket turun başlamasına otuz günden daha az bir süre kala fesih bildiriminde bulunması halinde, ödenmesi zorunlu vergi, harç ve benzeri yasal yükümlülüklerden doğan masraflar ile üçüncü kişilere ödenip belgelendirilebilen ve iadesi mümkün olmayan bedeller hariç olmak üzere, herhangi bir kesinti yapılmaksızın katılımcının ödemiş olduğu bedel kendisine iade edilir.

11.03.2020 tarihi itibariyle Dünya Sağlık Örgütü’nün ‘Pandemi’ ilan etmesi ile salgının küresel olduğu ilan edilmiş ve tüm dünya açısından tehlike arz ettiği açıkça bildirilmiştir. Bu nedenle gündemimizde yer alan salgın hastalık tüm dünya ülkeleri açısından mücbir sebep kavramını oluşturmaktadır. DSÖ’nün ilanı ile birlikte tüm ülkeler kırmızı alarma geçmiş; önlemler maksimum seviyeye çıkarılmıştır. Bu nedenle Paket Tur Sözleşmeleri mücbir sebep nedeniyle, taraflara herhangi bir yükümlülük yüklenilmeksizin feshedilebilmektedir.

Yönetmelik hükmü gereğince fesih sonrasında bireylerin ödemiş oldukları miktar aynen iade edilmelidir. Paket Tur Sözleşmeleri feshedilmesine rağmen Acente ile anlaşmazlık yaşanılması halinde Tüketici Hakem Heyeti’ne yahut Tüketici Mahkemelerine başvuru yapılabilmektedir.

 

  • COVİD -19’UN ÖZEL SAĞLIK SİGORTASI VE TAMAMLAYICI SAĞLIK SİGORTALARINA ETKİSİ;

Ülkemizde Sigorta hükümleri 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ile Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Özel Sağlık Sigortaları Yönetmeliği ile düzenlenmiştir. Özel Sağlık Sigortası ve Tamamlayıcı Sağlık Sigortası nedir sorusuna bir tanım yapmamız gerekirse; sigortalanan kişinin hastalıklar ve kazalar sonucu oluşacak sağlık giderlerinin karşılanması için hazırlanmış kişiye özel planlar olarak tanımlayabiliriz. Belirlenen limitler, özel ve genel şartlar dahilinde, daha önceden sigorta poliçesinde belirtilen olası risklere karşı sigortalıyı özel olarak korumaktadır. Buna göre Özel Sağlık Sigortaları genellikle kişinin istemlerine bağlı olarak gerçekleştirilen operasyonları ve bu operasyonlardan doğabilecek komplikasyonları karşılar nitelikteki sigorta anlaşmalarıdır. Taraflarca imza edilen poliçe; poliçe tarihinden önceki durumları ve anlaşmalı olmayan kurumlardan yaptırılan işlemleri kapsamamaktadır. Özel Sağlık Sigorta Poliçelerinin, Covid-19 tedavisini kapsayıp kapsamadığı konusunda ise farklı görüşler bulunmaktadır.

 

1-Bir hastalığın genel sigorta kapsamında olmaması için belirlenen ilk şart Hazine Müsteşarlığı’nın koyduğu Özel Sağlık Sigortası Genel Şartları’ndan istisna edilmiş olmasıdır.Böyle bir istisna yok ise sigortası olanlar, enfekte halinde sigortanın bunu karşılama zorunluluğu vardır. Bazı sigorta şirketlerinin sigorta poliçelerinde; poliçe bedelinden müstesna olarak ‘Özel Şartlar’ başlığı altında bulaşıcı hastalıkları düzenlemektedir. Bu durumun tespit edilebilmesi için sigorta poliçelerinin özel olarak incelenmesi gerekmektedir.

 

2-Dünya Sağlık Örgütü’nün Covid-19’u salgın hastalık ilan etmesi ile virüs tedavisi Özel Sağlık Sigortası kapsamı dışında kalacaktır. Eğer salgın hastalık olarak ilan edilmişse özel sigorta kapsamına girmediğinden teminat altında değildir. Covid-19 isimli hastalık Sağlık Bakanlığı’nca yayınlamış olan 20.03.2020 tarihli genelge ile ülke genelinde pandemi ilan edilmiştir. Yayınlanan genelge ile bünyesinde enfeksiyon hastalıkları ve klinik mikrobiyoloji, göğüs hastalıkları, iç hastalıkları uzmanı hekimlerden en az ikisinin bulunduğu 3. seviye erişkin yoğun bakım yatağı bulunan hastaneleri, “pandemi hastaneleri” olarak tanımlanmış; Bu genelgenin üzerine Covid-19 ülkemizde salgın hastalık niteliği kazanmıştır. Nitelendirme ile birlikte Özel Sağlık Sigorta Poliçeleri salgın hastalık niteliği taşıyan Covid-19 tedavisini kapsamayacağı yönünde görüşler çoğalsa da; imzalanan her sigorta sözleşmesi kendi şartları içerisinde değerlendirilerek yorum yapılması daha doğru ve nitelikli olacaktır.

Sonuç olaraksalgın hastalık olan virüs, Özel Sağlık Sigorta kapsamında yer almadığında devreye kamu hastaneleri ve SGK girmektedir. Birey kendisinden şüphelenirse Özel Sağlık Sigortası’nın bağlı bulunduğu özel hastaneye gidebilir. Özel Hastane tarafından Corona teşhisi konulana dek yapılan müdahale masrafları Özel Sigorta tarafından karşılanır. Teşhis sonrasında ise tedavi masrafları devletin salgın durumlarında depo etmiş olduğu fonlardan ve SGK tarafından karşılanır.

  • ÖLÜM HALİNDE HAYAT SİGORTASINDAN FAYDALANILABİLİLİR.

Hayat Sigortaları; Bankalarca kullanılan kredilere karşılık teminat niteliği taşıyan ve mirasçıları mağdur etmeme gayesi içinde olan sigorta sözleşmeleridir.Konut kredisi, taşıt kredisi ya da ihtiyaç kredisi alırken yaptırılan hayat sigortası sayesinde vefat durumu ile karşılaşıldığında mevcut borcun tamamı sigorta şirketi tarafından karşılanır ve ölen kişinin mirasçılarına borç intikali gerçekleşmez. Sigorta şirketleri söz konusu kredilerden beklenmedik ölümler neticesinde sorumlu olmaktadır. Bu nedenle Covid-19 hastalığına yakalanan bir kimsenin vefatı sonrasında Hayat Sigortasından faydalanılabilir.

  • SEYAHAT SİGORTA PRİMLERİNİN İADESİ GEREKMEKTEDİR.

Seyahat Sigortası; hem yurt içi, hem yurt dışı seyahatlerinde karşılaşılabilen hastalık, kaza, valiz kaybı gibi riskleri güvence altına alan bir sigorta çeşididir. Seyahat Sigortası Avrupa ülkelerinde vize işlemleri için ön koşul niteliği taşır. Bu nedenle çoğu ülke Seyahat Sigortasını mecburi kılmaktadır.

Şuanda mevcut salgın hastalık sebebi ile ülkeler arası uçuşlar durmuş vaziyettedir. Buna bağlı olarak satın almış olduğunuz seyahat sigortaları kullanılamamaktadır. Koşullar uygun olduğu takdirde kullanmadığını biletinizi iptal edebilir; Seyahat Sigortanızın iadesini talep edebilirsiniz. Satın alınan seyahat poliçesinin kullanılmayacak olması durumunda, en az 24 saat öncesinde sigorta şirketine poliçenin iptali talebinin bildirilmesi gerekir. Prim iadesi talebiniz, poliçe özel şartlarında belirtilen iptal koşullarına göre değerlendirilerek tarafınıza iade edilmelidir.

CORONAVİRÜS ÇERÇEVESİNDE ALINAN ÖNLEMLERİN KİRA SÖZLEŞMELERİNE VE KİRA ALACAKLARINA ETKİSİ

Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan Corona Virüsü Covid-19 dünyayı kırmızı alarma sokan, insanlık için risk oluşturmaya devam etmektedir.Dünya genelinde büyük yankı uyandıran Corona Virüsü Covid-19 uzun süredir birçok ülkeyi alarma geçirmiş durumda olup; Dünya devletlerinde alınan önemler, düşünülen çareler yetersiz kalmakta; gerek ekonomik gerekse sosyal açıdan büyük yıkımlara yol açmaktadır.

Salgın hastalık küresel dünyaya dalga dalga yayılırken yanında ekonomik, sosyal, psikolojik olmak üzere belli başlı bir takım problemleri de yanında getirdiği hiç kuşkusuzdur. Söz konusu virüs salgının etkileri insanlarda mevcut sağlık sorunlarının yanı sıra ekonomi boyutunda da bariz bir şekilde görülmektedir. Virüsün etkilerinin en fazla hissedildiği alan Dünya ve Türkiye Ekonomisi olduğu su götürmez bir gerçektir. Bu kapsamda, Virüs’ün yarattığı etkilerin özellikle ticari faaliyet amacıyla akdedilmiş kira sözleşmeleri (“Kira Sözleşmeleri”) üzerinde yaratabileceği sonuçları dahilinde değerlendirilmesi gerekir.

Sanayi ve Teknoloji BakanıMustafa Varank;“Teknopark yönetici şirketlerine, kuluçka firmalarından ve teknoparklarda yer alan restoran ve kafe gibi ticari işletmelerden 2 ay boyunca kira almamaları hususunda talimat gönderildiğini;  Ayrıca, yine bu kampüslerde Ar-Ge ve tasarım alanında çalışan firmaların da 2 aylık kira ödemelerini erteleme ve ödeme planlarında kolaylık sağlandığını ifade etmiştir. Bu durumun yanı sıra Çevre ve Şehircilik Bakanlığı; tüm belediyelere bir genelge göndermiştir. İşbu Genelge de;

“İl özel idareleri, belediyeler ve bağlı kuruluşları ile bunların üyesi olduğu mahalli idare birlikleri ve bunların sermayesinin yarısından fazlasına doğrudan doğruya veya dolaylı olarak birlikte ya da ayrı ayrı sahip oldukları şirketlerinin mülkiyetinde veya tasarrufunda olup 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu, 5393 sayılı Belediye Kanunu, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ve ilgili diğer mevzuat çerçevesinde kiraya verilen taşınmazlar hakkında; Kamu kurumlarınca alınan ve alınacak tedbirler nedeniyle geçici olarak faaliyetleri durdurulan iş yerleri kullanılamayacağından, faaliyetlerin durdurulduğu süre boyunca kira bedeli tahakkuk ettirilmemesi, ayrıca bu süreler kadar sözleşme sürelerinin uzatılması, geçici olarak faaliyetleri durdurulan iş yerleri arasında olmamakla birlikte koronavirüs pandemisi sebebiyle ekonomik olarak olumsuz etkilenen iş yerlerinin kira sözleşmesinden kaynaklanan borçlarının ödenmesinde değişen koşullar göz önüne alınarak alacağın ertelenmesi hususunun ilgili idarelerce değerlendirilmesi hususları uygun görülmüştür.” İfadesi yer almaktadır.

Hükümet tarafından ülke vatandaşlarının ekonomik durumuna ilişkin her ne kadar belirli önemler alınmaya çalışılsa da bu durumun ne kadar daha süreceği belirsizdir. Söz konusu virüs krizinin en kısa zamanda çözüme kavuşturulması temennisi içerisindeyiz. Bu durumun ne kadar sürede sonuçlanacağı bilenemediğinden Covid-19 virüs çerçevesinde alınan önlemlerin kira sözleşmelerine ve kira alacaklarına etkili incelenmektedir.

Türk Hukuk Sistemi’nde taraflar arasında akdedilen sözleşmeler herhangi bir şekil şartına bağlanmamış olup sözleşme hükümlerine tarafların serbest iradeleri hakim olmaktadır. Taraflar serbest iradeleriyle oluşturdukları Kira Sözleşmeleri’nde yalnızca emredici hükümler, kamu düzeni ve genel ahlak kuralları gibi aksi kararlaştırılamayan kurallar ile bağlıdır. Yukarıda kısaca bahsettiğimiz üzere, Türkiye de dahil tüm ülkeleri etkisi altına alan Virüs birçok ticari sorun ortaya çıkarmakta ve akdedilen sözleşmeler taraflar açısından çekilmez hale gelmektedir. Kira Sözleşmeleri kapsamında taraflar açısından oluşan sonuçlar ve somut olaya özgülenebilecek başlıca ihtimaller aşağıdaki gibi sıralanabilir;

  • Kira Sözleşmeleri Kapsamında Düzenlenen Mücbir Sebep Hükümleri,
  • Türk Borçlar Kanunu’nun “Olağanüstü Fesih” Başlığı Altında DüzenlenenKira Sözleşmesinin Önemli Sebeplerle Olağanüstü Feshi Ve Sonuçları
  • Türk Borçlar Kanunu’nun “Aşırı İfa Güçlüğü” Başlığı Altında DüzenlenenKira Sözleşmesinin Aşırı İfa Güçlüğü Nedenleriyle Feshi Ve Sonuçları
  1. KİRA SÖZLEŞMELERİ KAPSAMINDA DÜZENLENEN MÜCBİR SEBEP HÜKÜMLERİ

Yukarıda da izah edildiği üzere Türk Borçlar Kanun’da sözleşme serbestisi yer almakta olup; bu hüküm nazara alınarak taraflar kendi iradelerinin esas alındığı sözleşmeler düzenleyebilmektedirler. Bu kapsamda taraflar, emredici hükümler, kamu düzeni ve genel ahlak kuralları ile herhalde bağlı olmakla beraber serbest iradeleri ile belirledikleri hükümlerle de bağlıdırlar. Özellikle, ticari amaç ile tanzim edilmiş Kira Sözleşmeleri’nde “mücbir sebep” başlıklı hükümler bulunmakta olup sonucunda çeşitli fesih yöntemleri öngörülmektedir.

Mücbir sebep, genel anlamıyla hukukta görevin, taahhüdün ve sorumluluğun yerine getirilmesine engel teşkil edebilecek nitelikte bulunan ölüm, iflas, hastalık, tutukluluk ve buna benzer hallerdir. Somut olay ve durumlarda değişiklik gösterilmekle beraber Kira Sözleşmeleri’nde mücbir sebep hükümlerinin var olması halinde taraflar; söz konusu sözleşme hükümleri uyarınca sözleşmeyi tek taraflı feshetmek yahut taraflar arasında mevcut olan akdin askıda kalacağına dair seçimlik haklara sahip olabilmektedir. Virüsün Türkiye genelinde henüz görülmesine rağmen ticari hayata ilişkin etkileri hız kesmeden devam etmektedir. Virüs’ün yarattığı etki Kira Sözleşmeleri’nin taraflarına sözleşmeyi ifa etmekte büyük engeller çıkarır ve işbu engel maddi yıkım oluşturur ise bahsi geçen durumların kanıtlanabilir olması halinde tarafların serbest iradeleri ile belirlemiş oldukları mücbir sebep hükümleri devreye girecektir.

Bu kapsamda ortaya çıkabilecek uyuşmazlıklarda mücbir sebep hükmüne dayanan taraf Virüs’ün tahmin edilemez bir unsur olarak ortaya çıktığını, ticari faaliyetlerini ve Kira Sözleşmeleri kapsamında yarattığı ifa zorluğunu, uğradığı ve uğrayacağı zararları deliller ile destekleyerek sözleşmenin feshini talep edebilecektir. Taraflar arasında imza edilen adi sözleşmelerin nitelik açısında yetersiz kaldığı durumlarda kanunda yer alan düzenlemeler ile ilgili içtihatlar birlikte yorumlanarak taraflara olanaklar sağlanabilmektedir.

Örneğin taraflara yüklenen borçlar açısından; taraflar arasında imza edilen adi kira sözleşmesinde düzenlenen mücbir sebep kavramı belirli bir zaman dilimi ile sınırlanmış; ancak belirlenen zaman diliminde durum ve koşulların elverişli hale gelmemiş olması halinde taraflar adi sözleşme hükümleri ile birlikte kanunun genel hükümleri ve Yüksek Mahkeme kararları nazara alınarak koşullara göre bir uyarlama yapabileceklerdir. Belirtmek gerekir ki mücbir sebep kavramı her bir olay çerçevesinde ayrı olarak değerlendirilmelidir. Olay ve durum analizleri yapılarak sekteröl bazda bu duruma ilişkin değerlendirmeler yapılmalıdır. Taraflar arasında sözleşme serbestisi yer alsa da sözleşme hükümleri ile birlikte adil menfaat ilkesi, kanunun lafzı ve içtihat hükümleri göz önünde bulundurulmalıdır.

Yapılan değerlendirme neticesinde belirtilen şartları yaşamış ve kanıtlamaya yönelik yeterli delile sahip Kira Sözleşmeleri tarafları, kanunun emredici hükümlerine ve tarafların menfaat ilkelerine aykırılık teşkil etmemek koşuluyla, sözleşme kapsamında serbest iradeleriyle belirlemiş oldukları mücbir sebep hükümlerinden faydalanarak sözleşmenin taraflara yüklemiş olduğu sorumluluklar bertaraf edilebilecektir.

  1. KİRA SÖZLEŞMESİNİN ÖNEMLİ SEBEPLERLE OLAĞANÜSTÜ FESHİ VE SONUÇLARI

Kira sözleşmesinin önemli sebeplerle olağanüstü feshi TBK m.331’de düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre; “Taraflardan her biri, kira ilişkisinin devamını kendisi için çekilmez hâle getiren önemli sebeplerin varlığı durumunda, sözleşmeyi yasal fesih bildirim süresine uyarak her zaman feshedebilir. Hâkim, durum ve koşulları göz önünde tutarak, olağanüstü fesih bildiriminin parasal sonuçlarını karara bağlar.”

Yukarıda da belirttiğimiz üzere, Kira Sözleşmeleri’nde temel prensip, tarafların serbest iradeleri olmakla beraber tarafların düzenlemedikleri veya sonradan doğan hallerde genel hükümlere gidilmesi söz konusu olacaktır. Bu kapsamda, Virüs’ün yarattığı etkiler neticesinde mücbir sebep hükmünü içermeyen Kira Sözleşmeleri’nin tarafları, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 331. maddesini ileri sürebilecektir.  Ancak, unutmamak gerekir ki, söz konusu madde TBK kapsamında ertelenen hükümler çerçevesinde olup 01.07.2020 tarihine kadar uygulanması söz konusu olmayacaktır.

Önemli sebeplerin varlığını hâkim, Medeni Kanun’un 4. Maddesi uyarınca dürüstlük kuralları ve hakkaniyet çerçevesinde değerlendirir. Önemli sebep kavramı her somut olaya göre değişebilen esnek bir kavramdır. Önemli sebep fesih beyanında bulunan için ilişkiyi çekilmez hale getiren bir olgu olarak kabul edilmekte olup, bunun somutlaştırılması için dürüstlük kuralına başvurulmaktadır. Olayın özüne inebilmek adına asıl olarak önemli sebep kavramının unsurlarına dikkat etmek gerekmektedir. Önemli sebep olarak tanımlanan olayın  öncelikle Kira Sözleşmeleri’ne önemli bir etkisi bulunmalı ikincil olarak çekilmezlik unsurlarını taşımalıdır. Bu sebeple, incelemiş olduğumuz küresel Covid-1 virüs’ü de Kira Sözleşmeleri’nin tarafları açısından sayılan unsurları taşıyor ise erteleme süresi sonrasında TBK’nın 331. Maddesi somut olaya göre uygulanabilecektir.

Sonuç olarak Küresel bazda mevcut krizlere yol açan COVİD-19 etkileri sebebiyle taraflardan her biri, erteleme süresi sonrasında TBK 331. Madde de düzenlenen hüküm çerçevesinde kira ilişkisinin devamını kendisi için çekilmez hâle getiren önemli sebeplerin varlığı nedenleriyle olağanüstü fesih yoluna gidebilecek ve taraflarca çekilmez hale gelen sözleşmenin taraflara yüklediği yükümlülükleri bertaraf edebileceklerdir.

  1. KİRA SÖZLEŞMESİNİN AŞIRI İFA GÜÇLÜĞÜ NEDENLERİYLE FESHİ VE SONUÇLARI

Önceden öngörülemeyen sosyal boyutlu olağanüstü olaylar (savaş, ekonomik kriz) TBK m.331’in uygulanması açısından yeterli olduğu gibi, TBK m.138 kapsamındaki uyarlama davasından farklı olarak sosyal boyut taşımayan olaylar TBK m.331’in uygulanmasına imkân verir. 818 sayılı BK döneminde Yargıtay uyarlama davalarını sözleşme şartları açısından yalnızca kira bedeline hasretmekteyken, artık TBK m.138 hükmü karşısında kira sözleşmelerinin kira bedelleri dışında diğer sözleşme şartları çerçevesinde uyarlanabilmesi imkânı da söz konusudur. TBK m.138 ve TBK m.331 hükmünün uygulama şartlarının aynı anda oluştuğu hallerde kiracı veya kiraya veren önemli sebeplerle sözleşmeyi feshetmek yerine kira sözleşmesinin TBK m.138 kapsamında uyarlanmasını da isteyebilir.

TBK’nın 138.maddesinde; “Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır. Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır.” hükmü yer almaktadır.

İşbu genel hüküm taşınır ve taşınmaz kiralarının bulunduğu konut ve çatılı işyeri kiraları için de geçerlidir. Kanun koyucu, işbu madde ile sözleşme kurulurken var olan koşulların öngörülemez bir şekilde sonradan değişmesi ve bu değişimin sonucu olarak sözleşmedeki dengenin bir taraf açısından katlanılamayacak ölçüde bozulması halinde, bahsi geçen taraftan katı bir şekilde sözleşmeye bağlılık ilkesinin beklenemeyeceğini ifade etmektedir. Kanun hükmü, sözleşme taraflarına oluşan olumsuz sonuçlar neticesinde uyarlama ve uyarlama sonuçsuz kalacak ise sürekli edimli sözleşmelere fesih hakkı tanımıştır.

Madde hükmünde bahsi geçen öngörülemeyen şartın, tacirler açısından savaş, ekonomik kriz, yüksek devalüasyon, salgın hastalık gibi büyük çaplı durumlar şeklinde değerlendirildiği söylenebilir. Bunun yanı sıra, her durum kendi içerisinde farklı unsurlar taşıdığından ve doktrinde de tacirin öngörülemeyen şartlar ile sorumlu olduğu düşünüldüğünden işbu madde hükmünün tacirler açısından uygulanması her zaman muhtemel görünmemektedir. Ne var ki, Virüs’ün yukarıda da belirttiğimiz üzere, toplum ve ekonomi açısından büyük riskler oluşturduğundan ilerleyen dönemlerde birçok sözleşmesel ilişkiyi çekilmez hale getirme potansiyeline sahip olduğu açıktır.  Dolayısıyla, her ne kadar öncesinde meydana gelen diğer virüs örnekleri kapsamında tesis edilen kararlar mevcut olsa da söz konusu Virüs’ün daha etkili olduğu gözlemlendiğinden gelişecek olan olayların somut özellikleri kapsamında değerlendirilmesi ve yorumlanması gerektiği söylenebilir.

Tüm bu nedenlerle, ilerleyen süreçlerde tacirler, Virüs’ün yarattığı toplumsal ve ekonomik etkileri, kendi zararları ve yıkımları yönünde kanıtlar ise işbu hükmün tacirler arasındaki Kira Sözleşmeleri kapsamında uygulaması söz konusu olabilir. Dolayısıyla, taraflar, Kira Sözleşmeleri kapsamında uyarlama talep ederek çökmüş işlem tabanının dengelenmesini sağlayabilecektir. Bunun yanı sıra, işbu uyarlama işlem temelini onaramaz ise sürekli edimli sözleşmelerde fesih hakkı gündeme gelebilecektir.

COVİD-19 SÜRECİNDE FUAR ALANLARI İÇİN İMZALANAN SÖZLEŞMELERİNİN AKIBETİ

Dünya Sağlık Örgütü tarafından 12/03/2020 tarihinde yapılan pandemi ilanı sonrasında tüm dünya ülkelerinde tedbirler had safhaya çıkarılmış durumdadır. Ülkemizde de bu tedbirlerin sıkı bir şekilde uygulandığını ve günlerimizin daha iyiye gittiğini görmekteyiz. Bu süreçte alınan tedbirlerden biri de yapılması planlanan fuar etkinliklerinin ileri bir tarihe ertelenmesidir. Alınan tedbirler neticesinde birçok alanda belirsizlikler ve tartışılması gereken hususlar vukuu bulmuştur. Bunlardan biri de fuar düzenleyicileri ile fuar alan yetkililerinin 2020 senesi için imzalamış oldukları sözleşme ve sözleşme bedellerinin akıbetleridir. Düzenlenen fuar etkinliklerinin iptal edilmesi halinde tarafların imzalamış oldukları sözleşmelerde yer alan yükümlülükler ile taraflarca ödenen-ödenecek olan fuar alan ücretlerinin akıbetlerinin ne olacağı konusunda hukuki izahın yapılması gerekmektedir.

 

Covid-19 salgın hastalığı mücbir sebep niteliği sebebi ile birçok alana tesir etmiş durumdadır. Öncelikle mücbir sebep kavramının tanımının yapılması yararlı olacaktır. Mücbir sebep kavramı kanunda açıkça tanımlanmamıştır. Doktrinde ve Yüksek Mahkeme Kararlarında mücbir sebep kavramı; tarafların iradesi dışında meydana gelen, önceden öngörülmeyen ve öngörülmeside mümkün olmayan olaylar neticesinde tarafların sözleşmesel sorumluluk ve yükümlülüklerinin yerine getirilmesini kısmen veya tamamen engelleyen durumlar olarak  ifade edilmiştir.Dünya Sağlık Örgütü’nün pandemi ilanı sonrasında küresel risk seviyesini “çok yüksek” olarak bildirmesi ile birlikte ülkemiz de alınan tedbirler had safhaya çıkartılmış; halka zorunlu olmadıkça sokağa çıkmaması tavsiye edilmiş, okullar kapatılmış ve üniversiteler tatil edilmiştir. Ülkeye giriş çıkışlar yasaklanmış, havayolu trafiği durdurulmuş, yurtdışından gelen yolcular için farklı bölgelerde karantina uygulamaları başlatılmıştır. Alınan bu tedbirlerin kapsamına bakıldığında Covid-19 salgın hastalığı taraflar açısından mücbir sebep niteliği taşıdığı aşikardır.

 

Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 27/06/2018 tarihli kararında “Deprem, sel, yangın, salgın hastalık gibi doğal afetler mücbir sebep sayılır.” denilerek işbu durumu onaylamıştır. (YHGK E.2017/11-90, K.2018/1259, T. 27.06.2018). Gerek ülkemizde ve dünyada alınan zaruri tedbirlerden ötürü gerekse yüksek mahkeme kararları ile;  yaşanan küresel salgının mücbir sebep kavramı içerisinde yer aldığı sabittir.

 

Alınan tedbirler bakımından birçok akit ilişkisine belirsizlik hakim olmaktadır. Bu açıdan mevcut hukuki durumun sözleşmeler açısından açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Mücbir sebep kavramı; yukarıda izah edildiği üzere bir imkansızlık halidir. Mücbir sebep nedeniyle birçok sözleşme de ifa imkansızlıkları, geçici ifa imkansızlığı, sözleşmelerde askı hali ve ifa güçlüğü kavramları ile karşılaşılmaktadır. Mücbir sebep kavramının mevcut olduğu şu günlerde; ifa imkansızlığı, geçiçi ifa imkansızlığı ve aşırı ifa güçlüğü kavramlarını irdelemek gerekir. Bu kavramlar genel hükümler çerçevesinde, fuar etkinlikleri için imza edilen sözleşmeler açısından ise özele indirgenerek bu yazımızda incelenecektir.

 

            1-İfa İmkansızlığı ve Fuar Etkinlikleri Açısında Değerlendirilmesi (Türk Borçlar Kanunu 136. Madde)

 

Türk Borçlar Kanun’unun 136. madde hükmüne göre; borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerden dolayı imkânsızlaşırsa, borç sona ermektedir. Taraflardan birinin yükümlülüklerinin yerine getilrmesini engelleyen mücbir sebebin varlığı halinde ifanın imkansızlaşmasına dair hükümler uygulanacaktır. TBK 136. maddesinde düzenlenen ifa imkansızlığı; tarafların sorumlu tutulamayacağı sebeplerden ötürü, taraflara yükletilen borç ve sorumlulukların yerine getirilmesi kesin suretle imkansız hale gelmesi halinde devreye girmektedir.

 

İfa imkansızlığı, sürekli ifa imkansızlığı ve geçici ifa imkansızlığı olmak üzere iki şekilde karşımıza çıkabilmektedir. Sürekli ifa imkansızlığı; borcun ifa edilmesine engel durumun ortadan kalkmasının mümkün olmadığı durumlar olarak tanımlanır. Geçici ifa imkansızlığı ise; borcun ifa edilmesine engel durumun devamlı olmaması halidir.Geçiçi ifa imkansızlığı halinde taraflar, bu imkansızlık hali ortadan kalktıktan sonra borçlarını yerine getirebileceklerdir. Geçiçi İfa İmkansızlığında edimin sonradan yerine getirilmesinde alacaklının menfaatinin bulunmaması ya da askı süresinin taraflar açısından katlanılamayacak bir hal alması durumunda; geçici ifa imkansızlığı sürekli ifa imkansızlığı olarak değerlendirilebilecektir.

 

Mücbir sebep olarak kabul edilebilecek bir olayın meydana gelmesi halinde, söz konusu olayın sürekli mi yoksa geçici ifa imkansızlığına mı yol açtığının tespit edilmesi gerekmektedir. Hastalığın sözleşmedeki edimler bakımından sürekli ifa imkansızlığına yol açtığının kabul edilmesi durumunda TBK’nın 136. ve 137. maddelerinde düzenlenen borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle borcun ifasının tamamen veya kısmen imkansızlaşması hükümleri uygulama alanı bulacaktır. Bu hükümler uyarınca imkansızlaşan borç veya kısmi imkansızlık çerçevesinde borcun bir kısmı sona erecektir. Buna karşılık borcunu ifa etmekten kurtulan borçlu da karşı taraftan almış olduğu edimi iade etmekle yükümlü olacaktır.

Öte yandan, mevzuatımızda düzenlenmeyip Yargıtay kararları ve doktrin görüşleri uyarınca kabul edilen geçici imkansızlık halinde, sözleşmenin, tarafların o sözleşmeyi yapmadaki amaçları dikkate alınarak belirlenecek makul bir süre ayakta kalacağı ancak edimlerin talep edilmeyeceği savunulmaktadır.  Taraflar arasında belirlenen sürenin aşılması ve geçici ifa imkansızlığına sebebiyet veren belirsizliğin, taraflardan biri için katlanılması kendisinden beklenemeyecek bir hal alması durumunda ise sürekli ifa imkansızlığı hükümleri gereğince sözleşme kendiliğinden sona erecektir.

Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkansızlık sebebi ile borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimleri sebepsiz zenginleşme hükümleri hükümleri uyarınca geri vermekle mükelleftir. Aksi takdirde sebepsiz zenginleşme hükümleri devreye girecektir. Tarafların imkansızlık sebebi ile henüz ifa edilmeyen edimlerin ifasını isteme hakları da bulunmamaktadır.

 

Mücbir sebep kapsamında yer alan salgın hastalık sebebi ile yakın tarihli olan fuar etkinliklerinin iptali olasıdır. İptal edilen bu etkinliklerde taraflar açısından ifa imkansızlığı gündeme gelmektedir. Dolayısıyla Covid-19 salgın hastalığı sürecinde alınan tedbirler doğrultusunda iptal edilen fuar etkinlikleri açısından düzenleyici tarafların herhangi bir ifa yükümlülükleri bulunmamaktadır. İfa edilen bedellerin ise sebepsiz zenginleşme hükümleri gereğince etkinlik düzenleyicilerine iade edilmesi gerekmektedir.

 

Fuar tarihlerinin ileri bir tarihe ertelenmesi halinde ise geçiçi imkansızlık hali mevcut olup taraflarca belirlenen makul bir sürede sözleşme hükümleri ayakta kalacaktır.Taraflar arasında belirlenen sürenin katlanılamaz hale gelmesi veya edimin sonradan ifa edilebilmesi imkanının olmaması hallerinde ise; sürekli ifa imkansızlığı hükümleri gündeme gelecek, bu müessese hüküm ve sonuçlarını doğuracaktır.

 

2- Aşırı İfa Güçlüğü Nedir? Bu Kapsamda Değerlendirilmeler Neler Olacaktır?

 

            Geçirdiğimiz dönemde gündeme gelebilecek bir diğer kavram Türk Borçlar Kanun’unun 138. madde de düzenlenen Aşırı İfa Güçlüğüdür. Bu kavram Geçici veya Sürekli İfa İmkansızlığının bulunmadığı ancak taraflarca yükümlülüklerinin yerine getirilmesinin zorlanıldığı hallerde gündeme gelmektedir.

 

Türk Borçlar Kanun’umuzun 138. maddesinde Aşırı İfa Güçlüğü düzenlenmiş olup işbu madde hükmünde; ”Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır.” denilmektedir.

 

Buna göre Aşırı İfa Güçlüğünden bahsedilebilmesi için şu koşulların birlikte gerçekleşmesi için;

1-Taraflar arasında tanzim edilen geçerli bir sözleşmenin mevcudiyeti,

2-Sözleşmenin yapıldığı sırada, taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durumun ortaya çıkması,

3-Bu durumun borçludan kaynaklanmamış olması,

4-Bu durumun, sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirmiş olması,

5-Borçlunun, borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olması gerekmektedir.

            Aşırı İfa Güçlüğünde aranan temel nitelikler; Beklenmeyen Hal, Öngörülmezlik, Edimler Arası Dengenin Aşırı Şekilde Bozulması kavramlarıdır. Günümüzde bu kavramlar çoğu gerçek ve tüzel kişilerin;  kişisel ve ticari ilişkilerinde vukuu bulmuştur. Bu halde Türk Borçlar Kanun’unun 138. maddesi uyarıca taraflar Mahkemeden; Sözleşmenin yeni koşullara göre uyarlanmasını isteyebilmektedir. Uyarlamanın mümkün olmadığı yahutta faydasız olacağı hallerde taraflar sözleşmeden dönme hakkına sahip olabilmektedir.

            Covid-19 salgının sözleşmelere etkisi incelenirken, sözleşmeye bağlılık ilkesi gereği öncelikle sözleşmedeki mücbir sebep ve uyarlama kayıtlarının incelenmesi, bu sırada, sözleşmenin tüm hükümlerinin birlikte değerlendirilerek, salgın hastalığın mücbir sebep teşkil edip etmeyeceğinin sözleşmenin amacına ve konusuna göre belirlenmesi gerektiğini belirtmek gerekir. Nitekim, doktrin görüşleri ve Yargıtay kararlarında, mücbir sebebin tespitinde genel geçer bir kabulün söz konusu olmadığı, her sözleşme özelinde somut olayın şartları değerlendirilerek sonuca ulaşılması gerektiği ifade edilmektedir. Zira salgın hastalığın sektörler, edimler ve koşullar bakımından sözleşmelere etkisi aynı oranda olmayacağı aşikardır.

Yine önemle belirtmek gerekir ki hukukumuzda sözleşme serbestisi ilkesi geçerlidir. Taraflar mücbir sebep hükümlerinin kapsamını sözleşme serbestisi ilkesi gereğince kendi hür iradeleri ile belirleyebilmektedir. Örneğin taraflar arsında imza edilen sözleşme hükümlerinde; mücbir sebep kavramları tahdidi olarak sayılmış olabilir. Bu durumda yalnızca bu madde hükmünde yer alan olgu ve olaylar açısından mücbir sebep kavramı işlerlik kazanabilecektir. Taraflar arasında imzalanan sözleşme hükümleri bu açıdan da önem arz etmektedir.

 

Salgın hastalık kavramının sözleşme hükümleri ile sorumluluk dahiline alınması halinde alacaklıya karşı mücbir sebepten kaynaklanan herhangi bir talep ileri sürülemeyecektir. Dolayısıyla mücbir sebep halinin sözleşmedeki edimlerin ifası bakımından sonuçlarının, sözleşme maddeleri dikkatlice incelenerek, somut olay özelinde değerlendirilmesi gerekmektedir.Ancak bu durumda mücbir sebep halinde tarafların risk paylaşımına ilişkin tek taraflı düzenlemeler getiren ve TBK’nın 20 ve devamı maddeleri uyarınca genel işlem şartı niteliği taşıyan hükümler içeren sözleşmelerde, tek taraf lehine getirilen mücbir sebep hükümlerinin geçersiz olarak değerlendirilebileceği de göz önünde bulundurulması gerektiğini söylemekte fayda vardır.

 

Dolayısıyla, mücbirsebep kavramının varlığını her bir somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmeli, somut olayda taraflarınimkânsızlık yaşayıp yaşamadığı, imkansızlık durumunun kısmî olup olmadığına bakılmalıdır. İptal olan yahutta ileri tarihe ertelenen fuar etkinlikleri açısından Türk Borçlar Kanun’unun sair hükümleri ele alınarak her bir sözleşme metni açısından ayrı ayrı değerlendirilmelidir.